Mikro saldırı kavramı, marjinalleştirilmiş grupların üyelerine yönelik olarak çoğu zaman farkına varılmadan gerçekleştirilen, ilk bakışta ayrımcılık olarak adlandırılması zor olan sözlü veya sözsüz davranışları tanımlar. 1970’li yıllarda, beyazların siyahlara karşı sergiledikleri açık olmayan ayrımcılık biçimlerini incelemek üzere geliştirilen bu kavram, ilerleyen yıllarda diğer marjinalleştirilmiş grupların üyelerince deneyimlenen küçümseyici ve aşağılayıcı tutumları da içerecek şekilde genişletilmiştir.
Mikro saldırgan davranışlar; bireysel bir yanlış anlama, iletişim kazası veya farkındalık eksikliği ile açıklanabilecek kadar basit değildir. Daha ziyade, hedef grubun üyelerine yönelik köklü ve yaygın toplumsal önyargıların gündelik ilişkilerdeki tezahürleri olarak değerlendirilir. Söz gelimi, çoğumuzun tanık olduğu ve literatürde de vurgulandığı üzere, hemen hemen tüm toplumlarda engelli bireyler yetersiz, bağımlı ve aciz olarak algılanırlar. Bu tarz ön kabuller engelli bireylerle kurulan etkileşimlerde rahatsız edici, istenmeyen ve çoğunlukla aşağılayıcı davranışlar biçiminde somutlaşır. Konuyu bu kadar önemli hâle getiren tam da bu toplumsal zemindir. Eğer mikro saldırılar yalnızca az sayıdaki bireyin taşıdığı kişisel önyargılardan kaynaklansaydı, engelli bireyler istemedikleri etkileşimlerden uzak durarak bu davranışların yıkıcı etkilerinden büyük ölçüde korunabilirlerdi. Ne var ki önyargılar toplumsal dokuya yerleştiğinden mikro saldırılardan tamamen kaçınmak neredeyse imkânsızdır.
Mikro saldırı olarak sınıflandırılan davranışlar, aynı anda hem olumlu hem de olumsuz mesajlar taşımaları sebebiyle de son derece karmaşık ve belirsiz bir yapıya sahiptir. Örneğin, Türkçeyi çok iyi konuştuğu için bir yabancıya söylenen, “Hiç yabancıya benzemiyorsun” şeklindeki bir söz, kişinin Türkçesini öven olumlu bir mesaj taşıdığı gibi aynı zamanda kişiye farklı olduğunu hissettiren örtük bir mesaj da iletir. Benzer şekilde, engelli bir kişiye “Bizden bile daha iyi yapıyorsun.” veya “Biz bile yapamıyoruz, sen nasıl yapıyorsun?” demek, bir iltifat gibi görünse de aslında beklenenin engelli insanların engeli olmayan insanlardan daha az yetenekli olmaları olduğunu ima eder.
Bu tür davranışların ilettiği olumsuz mesajlar örtük olduğu için, mikro saldırılara maruz kalan kişiler içten içe huzursuzluk veya dışlanmışlık hissetmelerine rağmen duygularını dile getirip getirmeme konusunda tereddüt yaşarlar. Çünkü duygularını ifade etmeleri halinde hassas olmakla, yanlış anlamakla veya iyilik bilmemekle suçlanabileceklerini bilirler. Mesela, yemek yemek ya da ayakkabılarını giymek gibi sıradan aktiviteleri tek başlarına yapabildikleri için takdir edilen engelli kişiler, bu takdiri kendilerinden beklentinin düşük olmasından dolayı gördüklerini anlarlar; fakat tepki göstermeleri durumunda alıngan olmakla yargılanabileceklerinden endişe duydukları için sessiz kalmayı tercih edebilirler. Yine, yetişkin engelli bireylerle konuşurken sesi inceltmek ya da tane tane konuşmak şeklindeki mikro saldırı biçimi, engelliliğin olgunlaşmamışlıkla özdeşleştirildiği bir önyargıdan kaynaklanır. Engelli bireyler söz konusu önyargıyı kolaylıkla sezer ve eğer karşılarındaki kişiyle aralarında belirgin bir yaş farkı ya da doğal bir hiyerarşi yoksa bu iletişim tarzından büyük olasılıkla rahatsızlık duyarlar. Ancak hissettikleri rahatsızlığı dile getirmekten kaçınabilirler çünkü hislerini paylaştıklarında kırılgan olmakla itham edilebileceklerini öngörebilirler. Maalesef, bu içgörülerinde haklı da çıkarlar. Yaşadıkları mikro saldırgan tutumlara karşı koyan bireylerin, konuyu abartmakla ya da yanlış anlamakla suçlanarak tepkilerinin boşa çıkarıldığı durumları tanımlamak için literatürde “mikro geçersiz kılma” diye bir kavram bile bulunmaktadır.
Yazının başında da belirttiğim üzere mikro saldırılar yalnızca sözlü davranışları değil, aynı zamanda incitici fiziksel müdahaleleri de kapsar. Örneğin, yardıma ihtiyaç duyduğu varsayılarak yolda kendi halinde ilerleyen bir engelli bireyin izin alma gereği duyulmadan sağa sola çekiştirilmesi; zorla koluna girilmesi ya da kaldırımdan çıkarken zorlanacağı düşünülerek kucaklanmaya çalışılması da birer mikro saldırıdır. Açıkça kişisel mahremiyetin ihlali anlamına gelen ve engelli olmayan herhangi bir kişiye yapıldığında rahatlıkla taciz olarak değerlendirilecek bu tür müdahalelere tepki gösteren bireyler dahi mikro geçersiz kılma ile karşılaşabilmektedirler.
Belirsiz oluşları, fark edilmelerinin zor olması ve dile getirilmelerindeki güçlüklerin yanı sıra toplumsal önyargılardan beslenmeleri sebebiyle mikro saldırılar ayrıca kronik bir nitelik taşır. Yani hedef grupların üyeleri, söz konusu davranışları günlük yaşamlarının bir parçası olarak sürekli biçimde deneyimlerler. Bilindiği üzere etkisi küçük olsa bile olumsuz yaşantıların sık sık tekrarlanması, birçok ruhsal ve fiziksel sağlık sorunu ile ilişkili kronik stres adı verilen psikolojik tabloya yol açabilir. Engelli bireylerle yapılan çok sayıda araştırmada mikro saldırılara maruz kalma düzeyi ile depresyon, düşük benlik saygısı, kaygı ve öfke gibi olumsuz ruh sağlığı sonuçları arasında pozitif yönde ve güçlü bir ilişki olduğu bildirilmiştir (Kattari, 2020; Lett vd., 2020; Coalson vd., 2022). Öte yandan, engelli bireyler mikro saldırıların üstesinden gelmek adına çok çeşitli başa çıkma yöntemleri geliştirirler. Bunlardan biri sosyal geri çekilmedir. Bazı engelli bireyler mikro saldırıların olumsuz etkileriyle karşılaşmamak için sosyal ilişkilerini sınırlamayı seçebilmektedirler. Bu durum, yalnızlık ve sosyal izolasyon riskini artırdığı için son derece tehlikelidir.
Kör bir birey olarak sahip olduğum kişisel tecrübeler ve saha gözlemlerim, engelli bireylerin hem mikro saldırıların çeşitli biçimlerine hem de mikro saldırıların olumsuz sonuçlarına sık sık maruz kaldıklarını doğruluyor. Bu deneyimlerin her biri ayrı bir yazının konusu olacak kadar geniş. O yüzden Konuyu dağıtmamak adına bunları başka yazılarda ele alacağım lâkin bastonundan tutulup çekiştirilerek yönlendirilmeye çalışıldığı bir deneyimini paylaşan kör bir bireyden duyduğum şu söz bile her şeyin özeti gibi: “Kadın bastonumu tuttu ve hiç diyalog kurmadan beni arkasından sürüklemeye başladı. O an kendimi taş toprak gibi hissettim.”
Sonuç olarak, mikro saldırıların bir ayrımcılık biçimi olarak tanınması ve ayrımcılıkla mücadele mevzuatının bu davranışları da içerecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Ayrıca mikro saldırıların bilimsel çalışmalarla ortaya konan olumsuz ruh sağlığı etkileri dikkate alındığında, bu olgunun klinik değerlendirme ve müdahale süreçlerinde ele alınması zorunludur.
Kaynaklar
Coalson, G. A., Crawford, A., Treleaven, S. B., Byrd, C. T., Davis, L., Dang, L., Edgerly, J. ve Turk, A. (2022). Microaggression and the adult stuttering experience. Journal of Communication Disorders, 95, 106180. https://doi.org/10.1016/j.jcomdis.2021.106180
Kattari, S. K. (2020). Ableist microaggressions and the mental health of disabled adults. Community Mental Health Journal, 56(7), 1170–1182. https://doi.org/10.1007/s10597-020-00615-6
Lett, K., Tamaian, A. ve Klest, B. (2020). Impact of ableist microaggressions on university students with self-identified disabilities. Disability & Society, 35(9), 1441-1456. https://doi.org/10.1080/09687599.2019.1680344