Merve Demirdöven

Yas, sevilen birinin, değer verilen bir ilişkinin ya da yaşantının yitirilmesi sonucu deneyimlenen oldukça doğal bir süreçtir. Kendisi için anlamlı olan herhangi bir alanda ortaya çıkan bir kayıp karşısında hüzün duygusu hissetmeyen neredeyse hiçbir insan yoktur. Bebekler dahi sevdikleri kişilerin yokluğunda huzursuzluk, iştahsızlık ve kaybedilen kişiyi arama gibi çeşitli tepkiler gösterirler.

Yas süreci sayesinde bireyler önem verdikleri kişi ya da değer ile ilişkilerini yeniden düzenlemeyi ve artık onların olmadığı yeni yaşama uyum sağlamayı öğrenirler. Bu nedenle uzmanlar, yasın ‘tedavi edilmesi gereken’ bir durum değil doğal bir uyum süreci olduğunu vurgularlar.

Yas her ne kadar doğal bir süreç olsa da herkes tarafından aynı şekilde yaşanmaz. Ölümün nedeni, kaybı yaşayan kişinin yaşı ve cinsiyeti, ölen kişiyle olan yakınlık düzeyi ya da ölümün ani ya da beklendik oluşu gibi birçok değişken yasın nasıl deneyimlendiğini ve duygusal şiddetini etkileyebilir. Bu bağlamda çocuklar, gelişimsel özellikleri, başa çıkma becerilerinin yeterince gelişmemiş olması ve sınırlı bilişsel kapasiteleri nedeniyle yas sürecini yetişkinlere göre daha farklı deneyimlerler.

Çocuklar İçin Ölümün Anlamı

Çocuklar belli bir yaşa kadar ölümün geri dönüşü olmayan bir durum olduğunu anlamakta güçlük yaşarlar. Bu yüzden çocuklar için ebeveynlerinin ölümü boşanmalarından ya da bir süreliğine başka bir yere gitmelerinden farksız olabilir. Özellikle de 3-6 yaş arasındaki çocuklar ölen kişiyi tabutta görseler bile onun ne zaman eve döneceğini sorabilirler.

Çocuklarda Yas Süreci

Yakın bir zamana kadar, sevdikleri bir kişinin kaybının ardından çocukların da yetişkinler gibi yas deneyimi yaşayabilecekleri düşünülmüyordu. Ancak son dönemlerde yapılan araştırmalar, çocukların da yetişkinler gibi değişen şiddetlerde yas tepkileri gösterebildiklerini ortaya koymuştur. Hatta bazı çalışmalarda kırılganlıkları ve gelişmemiş duygusal başa çıkma mekanizmaları nedeniyle çocukların daha karmaşık yas süreçlerinden geçebildikleri de bulunmuştur.

Ebeveynlerini kaybetmiş çocuklar ile ebeveynleri hayatta olan çocukların ruh sağlığı sonuçlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada, depresyon ve kötü muamele gibi ölüm öncesi değişkenler kontrol edildiğinde bile ebeveyn kaybı yaşayan grubun depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu açısından daha yüksek risk taşıdığı tespit edilmiştir.

Yas sürecindeki 8-18 yaş aralığındaki 332 çocuk ve ergende travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) sıklığını ve ilişkili faktörleri inceleyen bir araştırma da katılımcıların %51’inin TSSB’ye dair tanı ölçütlerini karşıladığını ortaya koymuştur.

Çocuklarda ebeveyn kaybından kaynaklanan duygusal etkileri hafifletmek amacıyla düzenlenen bir yas kampına katılan 16 yaslı çocuk ve onların hayatta kalan 11 ebeveyni ile yürütülen nitel bir araştırma ise ebeveyn kaybı yaşayan çocuklar arasında öfke, üzüntü, travma sonrası stres bozukluğu, endişe ve intihar düşüncelerinin belirgin ölçüde yüksek olduğunu göstermiştir.

Çocuklarda En Sık Görülen Yas Belirtileri

Yetişkinler yaslarını genellikle sözel olarak ifade edebilirken, çocuklarda bu durum daha çok davranışsal ve bedensel tepkilerle kendini gösterir. Sıklaşan ağlama nöbetleri, hayatta kalan ebeveyne aşırı bağımlılık, gerileme (regresyon) belirtileri, öfke patlamaları, içe kapanma, saldırganlık ve okul/akran ilişkilerinde güçlükler çocuklarda yasın en belirgin dışavurumlarıdır.

Duygularını ifade etme konusunda daha fazla zorlandıkları için acı verici hisler çocuklarda somatik şikâyetler biçiminde de ortaya çıkabilir. Araştırmalar, kaybın ardından çocuklarda baş ağrısı, mide ağrısı, kas gerginliği, huzursuzluk ve iştahsızlık gibi belirtilerin yaygın olduğunu göstermektedir.

Çocuklarda Yas Sürecini Etkileyen Başlıca Unsurlar

Ölümün beklendik olup olmaması çocukların yas sürecini önemli ölçüde etkileyen faktörlerden biridir. Beklenen ölümler çocuklarda genellikle daha hafif ve öngörülebilir etkiler ortaya çıkarırken; şiddet, cinayet ya da intihar gibi travmatik ve beklenmedik ölümler çocukların ruhsal dünyasında çok daha derin yaralar açarak karmaşık yas süreçlerine yol açabilir.

Çocukların yas deneyimlerini etkileyen en önemli unsurlardan biri de aile ilişkileridir. İletişimin açık olduğu, duyguların paylaşılmasına izin verilen, bireysel farklılıkların kabul gördüğü ve sorunlara esnek ve yaratıcı çözümler üretilebilen bir aile ortamı, çocukların yas sürecini daha sağlıklı bir şekilde atlatmalarını destekler.

Babalarını kaybeden 38 çocukla yapılan bir araştırma, annelerin yakın, ilgili ve açık bir tutum sergilemesinin çocuklarda uyumsuz yas tepkilerini ve depresif belirtileri azalttığını göstermiştir.

Ebeveyn kaybı yaşamış çocuklar ve hayatta kalan ebeveynleriyle yürütülen başka bir çalışma da pozitif ebeveynlik davranışları arttıkça çocukların kayıp sonrası ortaya çıkan olumsuz ruh sağlığı sonuçlarının belirgin biçimde azaldığını ortaya koymuştur.

Çocuklara Ölümü anlatırken En Sık Yapılan Hatalar

Uzağa gitti

Yetişkinler, çocukların kayıp duygusu ile baş edemeyeceklerini düşündükleri için ölen kişi hakkında “Uzağa gitti” veya “Önümüzdeki yıl gelecek” gibi ifadeler kullanabilirler. Ancak çocuklar ölen kişinin geri gelmediğini gördüklerinde yetişkinlere olan güvenleri sarsılır. Ayrıca çocuklar, ölen kişinin kendilerini görmek istemediği için dönmediğini düşünerek suçluluk ve değersizlik de hissedebilirler.

Allah onu yanına aldı

Teselli amacıyla söylenen “Allah onu yanına aldı” ifadesi, ileride çocukların Allah’a yönelik güçlü bir öfke duymalarına neden olabilir. Dahası, bu çocuklar büyüyüp ebeveyn olduklarında ve kendi çocuklarını kaybettiklerinde, bu öfke derin bir depresyona dönüşebilir.

Yaşlı veya hasta olduğu için öldü

Ölümü yaşlılık veya hastalıkla açıklamak, çocuklarda gereksiz bir kaygı yaratabilir. Bu tür bir açıklama duyan çocuklar, çevrelerindeki yaşlanan veya hasta olan herkesin öleceğini düşünerek yoğun bir endişe yaşayabilirler.

O şimdi uyuyor

Belki de en riskli açıklama, ölümü “uyku hâli” olarak tanımlamaktır. Bu benzetme, çocukların “ölüm” ve “uyku” kavramlarını eşleştirmelerine; buna bağlı olarak yatağa gitmeye direnç göstermelerine ve uyku bozuklukları yaşamalarına neden olabilir. Ayrıca çocuklar, ölen kişinin uyanıp geri geleceğine dair gerçek dışı bir beklentiye girebilirler.

Sonuç ve Ailelere Öneriler

Sevilen birinin kaybı, çocuklar için zor bir deneyimdir. Bu süreçte en önemli şey, çocukların duygularının anlaşılmasıdır.

Ölüm çocuklara anlatılırken mümkün olduğunca somut ve açık ifadeler kullanılmalıdır. “Artık nefes almayacak, yemek yemeyecek, konuşmayacak” gibi açıklamalar, çocukların anlamlandırma süreçlerini kolaylaştırır.

Mümkünse bu zor haberin çocuklara aile üyelerinden biri ya da kendisini yakın hissettikleri bir yetişkin tarafından verilmesi önemlidir.

Çocukların duygularını ifade etmelerine izin verilmeli; “Sen güçlü çocuksun, üzülme” gibi cümleler kurmaktan kaçınılmalıdır. Çocuklar sessiz kalıyorlarsa zorla konuşturmaya çalışmak yerine, sessizliklerine eşlik etmek ve bu sessizliğin de bir yas tepkisi olduğunu kabul etmek gerekir.

Ailelerin kayıp sonrası kendi duygusal durumları da çocukları doğrudan etkiler. Bu nedenle yetişkinlerin ihtiyaç duyduklarında uzman desteğine başvurmaları, hem kendi süreçleri hem de çocukların uyumu açısından oldukça değerlidir.

Kaynaklar

Boelen, P. A. ve Spuij, M. (2013). Symptoms of post-traumatic stress disorder in bereaved children and adolescents: factor structure and correlates. Journal of Abnormal Child.

Cullen, K. R. (2018). Persistent impairment: life after losing a parent. American Journal of Psychiatry, 175(9), 820–821. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.2018.18050572

Kaytez, N. (2020). Ölüm ve çocuk üzerindeki etkileri. Avrasya Sağlık Bilimleri Dergisi, 3(3), 171-176.

Kıvılcım, M. ve Gümüş Doğan, D. (2014). Çocuk ve ölüm. Turgut Özal Tıp Merkezi Dergisi, 21(1), 80-85. https://doi.org/10.7247/jtomc.2014.1728

Köylü, M. (2004). Ölüm olayının çocuklar üzerine etkisi ve ölüm eğitimi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 17(17), 95-120.

Kwok, O.-M., Haine, R. A., Sandler, I. N., Ayers, T. S., Wolchik, S. A. ve Tein, J.-Y. (2005). Positive parenting as a mediator of the relations between parental psychological distress and mental health problems of parentally bereaved children. Journal of Clinical Child and …

Mahon, M. M. (1999). Secondary losses in bereaved children when both parents have died: a case study. Omega: Journal of Death and Dying, 39(4), 297–314. https://doi.org/10.2190/OM.39.4.b

McClatchey, I. S. ve Wimmer, J. S. (2014). Coping with parental death as seen from the perspective of children who attended a grief camp. Qualitative Social Work, 13(2), 221-236. https://doi.org/10.1177/1473325012465104

Mukba, G. (2020). Yas olgusu yaşayan çocukların yaşantılarının sistemik müdahale içeren hikâye anlatıcılığı tekniği ile incelenmesi: vaka çalışması. Doktora Tezi, Çukurova Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı.

Shapiro, D. N., Howell, K. H. ve Kaplow, J. B. (2014). Associations among mother–child communication quality, childhood maladaptive grief, and depressive symptoms. Death Studies, 38(3), 172-178. https://doi.org/10.1080/07481187.2012.738771

Tahta, F., Tahta, K., ve Dernek, S. (2015). Çocukların yakınlarının ölüm kavramlarını algılama üzerine kurdukları sistemler ve oyunlar. Hacettepe University Faculty of Health Sciences Journal.

Tremblay, G. C. ve Israel, A. C. (1998). Children’s adjustment to parental death. Clinical Psychology: Science and Practice, 5(4), 424–438. https://doi.org/10.1111/j.1468-2850.1998.tb00163.x

Yıldız, A. (2004). Çocuk, ölüm ve kayıp. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 7(12), 125-144.