Merve Demirdöven

Kumar bağımlılığı ve kumarla ilişkili sorunlar son yıllarda çarpıcı bir artış göstermiştir. Özellikle de çevrimiçi kumarın yaygınlaşmasıyla birlikte hem kumarla ilişkili sorunlar yaşayan bireylerin sayısında belirgin bir artış meydana gelmiş hem de kumar bağımlılığının aile ve toplum üzerinde yol açtığı zararlı sonuçlar yadsınamayacak boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizde yapılan birçok çalışma, çeşitli düzeylerde kumar bağımlılığı bulunan kişilerin oranının %2 ile %18 arasında değiştiğini ortaya koymaktadır. Yasa dışı web sitelerinde kumar oynayan bireylerin önemli bir bölümünün, gizlilik kaygıları ve yasal yaptırımlara ilişkin endişeleri nedeniyle kendilerini ifşa etmekten kaçındıkları düşünüldüğünde gerçek durumun mevcut verilerin yansıttığından çok daha vahim olduğu söylenebilir. Ayrıca, toplumdaki kumar bağımlılığının yaygınlık oranını saptamaya yönelik çalışmaların büyük çoğunluğunun örneklemini 18 yaş ve üzeri bireylerin oluşturduğu dikkate alındığında, henüz çocuk yaşta kumarla tanışan kişilere ilişkin gerçek rakamların belirlenmesi de güçleşmektedir. Bununla birlikte, gerek literatürde yer alan bulgular gerekse sahada görev yapan profesyonellerin aktarımları, çocukların kumarla çoğu zaman ilkokul yıllarında tanıştıklarını göstermektedir. Tahmin edilebileceği üzere yaşlı bireyler bilimsel araştırmalara daha az katılmaktadırlar; dolayısıyla bu yaş grubunda da kumar oynama yaygınlığına dair net rakamlara ulaşmak zordur. Fakat saha gözlemleri yaşlı nüfus arasında da kumar oynama davranışının azımsanmayacak düzeylerde olduğunu göstermektedir.

Kumar bağımlılığının zararları birincil olarak kumar oynayan bireyler üzerinde ortaya çıkmaktadır. Pek çok araştırma, kumar bağımlılığı ile depresyon ve anksiyete gibi ruhsal sorunlar arasında güçlü ilişkiler olduğunu göstermektedir. Kumar için para bulmak amacıyla alınan borçların ya da çekilen kredilerin ödenememesi ise bireyleri iflasa, suça ve hatta intihara kadar sürükleyebilmektedir. Yediden yetmişe toplumun neredeyse tüm kesimlerini tehdit eden kumar faaliyetlerinin yol açtığı zararların, yalnızca kumar oynayanlarla sınırlı kalmayıp yakın çevreden başlayarak tüm toplumu etkilemesi de elbette ki kaçınılmazdır.

Aile toplumun en küçük yapı taşıdır. Kumar bağımlılığının yol açtığı olumsuzluklar, suya atılan bir taşın oluşturduğu halkalar misali önce bireyi, ardından da aile sistemini etkilemektedir. Aile üyeleri, kumar bağımlılığından ilk etkilenen grup olmanın yanı sıra aynı zamanda bu sürecin duygusal, psikolojik, ekonomik ve sosyal zararlarını en ağır şekilde hisseden gruptur.

Kumarın ailede neden olduğu sorunlar ele alınırken öncelikle ekonomik sorunlara deyinildiğini görmekteyiz. Oysaki ekonomik sorunlar diğerlerine kıyasla belki de çözümü en kolay ve en muhtemel olan sorunlardır. Biz kumarın aile üzerindeki en ciddi zararının aile üyeleri arasında yol açtığı duygusal iflas olduğunu düşünmekteyiz. Zira aile üyeleri arasındaki duygusal bağ zayıfladığında bireylerin kumarla ilişkili yaşadıkları sorunların şiddeti artmakta, bireyler iyileşmek için ihtiyaç duydukları destekten yoksun kalmakta, çocuklar bu sürecin yükünü ömür boyu taşımaya mecbur olmakta ve neticede toplumsal yapı giderek kırılgan hale gelmektedir.

Aile ilişkilerinde yaşanan duygusal iflasın en önemli nedeni şüphesiz yalandır. Şunun altını en başta önemle çizmek gerekir ki kumar bağımlılığı söz konusu olduğunda yalan, kumar oynayan kişinin sahip olduğu bir kişilik özelliği veya ahlaki bir kusur değildir. Diğer tüm bağımlılık türlerinde olduğu gibi kumar bağımlılığı da kronik bir hastalıktır ve yalan bu hastalığın doğal bir semptomu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kumar bağımlısı kumar oynadığını saklamak, kumar için para bulmak veya ortaya çıkan krizleri örtbas etmek için sürekli biçimde yalana başvurmak durumunda kalmaktadır. Mesela borç para almak için kendisinin, ailesinin veya çocuklarının başına çok kötü olaylar geldiği gibi yalanları kolayca söyleyebilmektedir. Rahatça kumar oynayabilmek adına ailesine mesaiye kalacağını veya önemli bir işi olduğunu söyleyip eve geç saatlerde gelmekte ya da günlerce, haftalarca eve uğramayabilmektedir. Maaşını çekmiş olmasına rağmen maaşının henüz yatmadığını söyleyip ailesinin geçimi için gerekli olan kazancı kumara yatırabilmektedir. Arabasını satıp kumarda harcadığı halde kaza yaptığını, arabanın pert olduğunu veya arabasına el konulduğunu söyleyerek gerçek durumu gizleme yoluna gidebilmektedir. Eğer bağımlı kişi esnafsa; işleri çok iyi gitmesine rağmen dükkanın temel giderlerini karşılayacak parayı bile kumarda kaybettiği için işletmesini kapatmak zorunda kalabilmekte ve ailesine dükkanın artık kâr getirmediği yalanını söyleyebilmektedir.

Aile, bireyin bağımlı olduğunu ve kumar yüzünden yüksek miktarlarda borca girdiğini öğrendiğinde; genellikle tüm imkânlarını seferber edip borçları kapatmaya çalışmaktadır. Ancak böyle bir durumda dahi bağımlı birey, borcunu olduğundan daha az göstererek çözümü yine yalanda arayabilmektedir. Borcun sakladığı kısmını kumar oynayarak kapatabileceğine inandığı için tekrar kumara yönelmektedir. Sonuçta kayıplar kaçınılmaz olmakta ve mevcut borç katlanarak artmaktadır. Bağımlı, bu kontrolsüz borç sarmalı bir şekilde ortaya çıkana kadar yalanı yine tek çıkış yolu olarak görmeye devam edebilmektedir.

Kumar faaliyetleri maddi kaynak gerektirdiğinden yalanlar çok büyük ölçüde maddiyatla ilişkilidir; fakat içeriği her ne olursa olsun, duygusal iflası getiren asıl faktör yalandır. Söylenen yalanlar er geç ortaya çıktığında eşler, ebeveynler, çocuklar ya da diğer aile üyeleri, belki de kahraman gibi gördükleri kişinin nasıl “profesyonel bir yalancıya” dönüştüğünü dehşet içinde izlerler. Bu durum, tüm sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturan güven unsurunun yavaş yavaş yok olmasına sebep olur. İnsanlar güvenmedikleri kişileri kolay kolay sevemezler; dolayısıyla sağlam bir ilişkinin vazgeçilmez unsurlarından bir diğeri olan sevgi de giderek azalmaya başlar. Sevgi ve güvenin eksildiği ya da tamamen yok olduğu bir aile ortamında, aile üyelerinin birbirlerine saygı duymaları da artık mümkün değildir.

Bir ailede tüm bu unsurlar yitirilmişse, o evde yaşayan kişilerin yalnızca kâğıt üzerinde aile olduklarını iddia etmek muhtemelen yanlış olmayacaktır. Eşler duygusal olarak çoktan boşanmışlardır ve böyle bir tabloda kısa bir süre sonra genellikle yasal boşanma gerçekleşir. Nitekim birçok farklı ülkeden elde edilen veriler, son yıllarda kumar kaynaklı boşanma vakalarının sayısında dikkat çekici bir artış yaşandığını ortaya koymaktadır.

Ebeveynler ve kardeşler, kumar bağımlısı aile üyesiyle tüm ilişkilerini koparma noktasına gelebilirler. Çocuklar, fiziksel olarak var olan ancak duygusal boşluğunu çok derinden hissettikleri bir ebeveynle bağ kurmaya çalışsalar da bir noktadan sonra tüm umutlarını kaybedip kendi başlarının çaresine bakmaya karar verebilirler. Ebeveynleri kumar bağımlısı olan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, bu çocukların kendilerini çoğunlukla terk edilmiş ve reddedilmiş hissettiklerini göstermektedir. Bu çocuklar, ebeveynlerinin gözünde bir oyun makinesi veya bahis kuponu kadar bile değerli olmadıklarını düşünebilmektedirler. Yine araştırmalar, kumar bağımlısı bireylerin kumar için para bulamadıkları bazı dönemlerde, çocuklarının kumbaralarından dahi para alabildiklerini ortaya koymaktadır. Bu tarz bir durum, temel ihtiyaçlarını karşılaması için ilk güvenmesi gereken kişi olan babanın, çocuğun gözündeki otoritesinin sarsılmasına yol açar. Bir çocuğun babasından para saklamak zorunda olduğunu hissetmesi son derece yıkıcı bir duygudur. Her zaman yanında durmasını ve kendisini koruyup kollamasını beklediği babası, çocuk için artık güvenilmez bir kişiye dönüşmüştür.

Aile üyeleri arasında duygusal kopuşa sebep olan bir diğer önemli neden ise kumar bağımlısının zamanının önemli bir kısmını kumar oynayarak, kumar için kaynak arayarak veya kumarı düşünerek geçirmesidir. Kumar oynamak için harcanan zaman bağımlılık şiddeti ile doğru orantılı biçimde artmaktadır. Bağımlılığın ilerleyici bir beyin hastalığı olduğu düşünüldüğünde kumarın bir yerden sonra kişinin tüm gününü kaplayan bir aktiviteye dönüşmesi çok büyük bir olasılıktır. Hele ki sanal kumarın önü alınamaz biçimde yaygınlaşması sonucunda kumarın artık her an ve her yerde erişilebilir bir aktivite halini alması, söz konusu olasılığı daha da güçlendirmektedir.

Aile kurumunun en temel amaçlarından biri, üyelerinin duygusal gereksinimlerini karşılamaktır. Ancak Eşlerden biri fiziksel olarak orada olmasına rağmen zihinsel ve duygusal olarak var olmadığında eşler arasındaki iletişim ve duygusal paylaşım doğal olarak sınırlanmaktadır. Erkek kumar bağımlılarının eşleriyle yapılan görüşmelerde, kadınlar, eşlerinin kendilerini değil kumarı tercih ettiklerini ve kumarı kendilerinden daha çok sevdiklerini hissettiklerini ifade etmişlerdir.

Güçlü duygusal bağlar, meydana gelebilecek herhangi bir olumsuz durumla daha iyi baş edebilmeleri için aile üyelerine büyük bir güç verir. Duygusal bağların zayıf olması ise en ufak bir problemde ailenin dağılması için bir zemin oluşturur. İlişkiler kumar yüzünden bozulmuşsa kumar kaynaklı ortaya çıkabilecek diğer sorunların aile birliğinin bozulmasıyla sonuçlanması daha muhtemel hale gelir. Oysa birbirlerini çok seven ve birbirlerini önemseyen nice ailenin büyük çapta kayıplar yaşamalarına ya da son derece travmatik yaşantılar deneyimlemelerine rağmen birbirlerinden kopmadan sorunun üstesinden gelebildiklerine dair herkesin aklında bir örnek muhakkak vardır. Ekonomik kayıplardan önce duygusal kopuşu ele almamızın asıl nedeni bu noktada yatmaktadır. Duygusal bağları zayıf bir aile limana çürümüş halatlarla bağlı bir gemi gibidir. Ekonomik krizleri veya başka herhangi bir problemi de sert bir fırtınaya benzetebiliriz. Halatları sağlam olmayan bir gemi ilk dalgada sürüklenmeye başlar. Oysa limana sağlam halatlarla bağlanmış bir gemi kolay kolay sürüklenmeyecektir.

Görüldüğü üzere aile ve bağımlılık her zaman birlikte düşünülmesi gereken iki kavramdır. Aile faktörü dışarıda bırakıldığında bağımlılığı ne anlamak ne de tedavi etmek mümkündür. Birey tedavi sürecini tamamlasa da eğer aileye yeterince müdahale edilmemişse bağımlılık kolayca nüksedebilir. Buna rağmen, literatürde kumarın birey üzerindeki etkilerine odaklanan çok fazla sayıda çalışma olmasına karşın aile üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmaların sayısı oldukça sınırlıdır. Mevcut tedavi protokolleri de çoğunlukla sadece bireylere yönelik düzenlenmektedir. Ailenin ihmal edilmesi, hem tedavi sürecinin etkinliğini azaltmakta hem de aile sistemindeki kırılmaların gözden kaçırılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, eş zamanlı olarak ailenin de desteklenmesi ve aile üyelerine bağımlılığın doğasına ilişkin psikoeğitim verilmesi son derece elzemdir. Ayrıca, aile üyeleri arasında meydana getirdiği duygusal sorunlar dikkate alınarak aile danışmanlığı ve çift terapisini de kapsayan bütüncül bağımlılık tedavi programları oluşturulmalıdır.