
Kumar bağımlılığı, hızla büyüyen ve bireyden başlayarak tüm toplumu etkileyen ciddi bir kriz haline gelmiştir. Özellikle sanal kumarın yükselişiyle birlikte kumarla ilişkili sorunlar yaşayan bireylerin sayısında ciddi bir artış olmuştur. Yeşilay tarafından geçtiğimiz yıl yayımlanan Türkiye Kumar Raporu, ülkemizde kumar sorununun ulaştığı boyutları çarpıcı verilerle ortaya koymaktadır. Raporda, kumar oynama yaşının 15’e kadar düştüğü ve her 10 kişiden 1’inin hayatında en az bir defa kumar oynadığı belirtilmektedir. Ayrıca Yeşilay’a başvuran her 7 kişiden 2’sinin başvuru nedeninin kumar bağımlılığı olduğu, kumar bağımlılığı ile ilgili başvuruların alkol ve madde bağımlılığı başvurularını geçtiği ve kumar bağımlılığıyla başvuran toplam danışan sayısının son 3 yılda 15.624’e ulaştığı dile getirilmektedir. Tedavi başvurularına dair veriler özellikle endişe vericidir. Zira genel olarak kumar bağımlılığı yaşayan bireylerin yalnızca %10’luk bir kısmının tedavi aradığı bilinmektedir. Bu bilgiden hareketle, tedaviye başvuran her bir kişiye karşılık yaklaşık dokuz kişinin sistem dışında kaldığı öngörülebilir.
Yukarıda sunulan veriler, bütün bir toplumu derinden etkileyen kumar bağımlılığıyla mücadelede toplumu oluşturan tüm kesimlere önemli sorumluluklar düştüğünü ortaya koymaktadır. Bu süreçte bireyin en yakın çevresi olan aile, kuşkusuz en fazla sorumluluk üstlenmesi gereken toplumsal kurumlardan biridir. Uygun aile desteği ve ailenin sürece etkin katılımı, tedavi başarı oranlarını önemli düzeyde artırmaktadır. Yetersiz aile desteği ise tedavi sürecindeki kumar bağımlılarının tekrar kumara dönmelerinde en belirleyici etkenlerden biridir.
Bu yazıda, ailelerin bağımlı bireye nasıl bir yaklaşım sergilemeleri gerektiği ve tedavi sürecine nasıl daha iyi destek olabilecekleri ele alınmaya çalışılacaktır.
Hastalığı Anlamak
Aileler için ilk adım, kumar oynama davranışının basit bir alışkanlık, bir karakter kusuru veya irade zayıflığı değil kronik bir beyin hastalığı olduğunu kabul etmektir. Amerikan Psikiyatri Birliği (APA), DSM-5’te bu davranışı “kumar oynama bozukluğu” olarak tanımlamıştır. Tıpkı sigara, alkol ve madde bağımlılıklarında olduğu gibi kumar bağımlılığı da beynin yapısında ve kimyasında önemli bozulmalara yol açmaktadır.
Kumar bağımlılığı, öncelikle beyindeki ödül sistemi üzerinde etkili olmaktadır. Ödül sistemi, haz aldığımız veya motive olduğumuz eylemleri gerçekleştirirken aktive olur ve bu türden aktiviteler sırasında beyinde haz ve mutluluktan sorumlu olan ve dopamin adı verilen bir hormon salgılanır. Normal koşullarda bu sistem, yemek yemek, bir başarı elde etmek ya da sosyalleşmek gibi doğal ve sağlıklı yollarla aktive olabilecek biçimde tasarlanmıştır. Ancak yapay bir uyaran olan kumar, bu sistemi yoğun biçimde uyarır ve kumar oynama davranışı esnasında beyinde yüksek düzeyde dopamin salınımı gerçekleşir. Kumar davranışı tekrarlandıkça beyin bu yapay uyarana alışır ve kişi yemek yemek ya da sosyalleşmek gibi doğal uyaranlara karşı duyarsızlaşır. Zamanla kişi, haz ve mutluluk hissedebilmek için bu davranışa bağımlı hale gelir.
Kumar bağımlılığı; karar verme, plan yapma, sonuçları öngörme ve dürtü kontrolü gibi yürütücü işlevlerden sorumlu beyin bölgesi olan frontal lobun işleyişini de zayıflatmaktadır. Kumar bağımlısı bireylerin kumara yüksek düzeylerde harcama yapmaları, olumsuz sonuçlar yaşamalarına rağmen kumar oynama davranışlarını durduramamaları ve defalarca kez kaybetmiş olsalar bile bir sonraki sefer kazanabileceklerini düşünmeleri en temelde frontal lobda meydana gelen bozulmayla ilişkilidir.
Kumar davranışı, duyguların düzenlenmesinde önemli rol oynayan limbik sistem üzerinde de ciddi olumsuz etkilere yol açmaktadır. Hafıza süreçlerinde önemli rol oynayan hipokampus da limbik sistemin bir parçasıdır. Bu durum, bireyin hem duygularını düzenlemekte zorlanmasına hem de kumarla ilişkili deneyimleri güçlü bir şekilde hatırlayarak tekrar aynı davranışa yönelmesine neden olmaktadır.
Kumarın beyin üzerindeki etkileri yalnızca bunlarla sınırlı değildir. Ancak ailelerin sadece bu etkileri anlamaları bile kumar bağımlısı yakınlarıyla kurdukları ilişkinin niteliğini önemli ölçüde değiştirecektir. Zira ahlaki bir zafiyet içinde bulunduğu düşünülen birine yönelik yaklaşımla hasta olduğu bilinen birine yönelik yaklaşım şüphesiz aynı olmayacaktır. Her hasta bireyin olduğu gibi kumar bağımlısı bireyin de en çok anlaşılmaya, empatiye, ilgiye ve desteğe gereksinimi bulunmaktadır. Buradan bireyin kumar davranışının hoş görülmesi, görmezden gelinmesi veya idare edilmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Bireyin kumar davranışının hoş görülmesi veya kolaylaştırılması, literatürde eş bağımlılık olarak adlandırılmakta ve eş bağımlılığın bağımlılık sürecini daha da kötüleştirdiği vurgulanmaktadır. Destekleyici ve anlayışlı tutum, bireyin kumar davranışının sürmesine değil bireyin iyileşme sürecine hizmet etmelidir.
Eş Bağımlılıktan Kaçınmak
Eş bağımlılık, aile üyelerinin kendi yaşamlarını geri plana iterek tüm ilgilerini bağımlı birey üzerinde yoğunlaştırdıkları bir ilişki örüntüsüdür. Bağımlı bireylerin bulunduğu ailelerde bu duruma sıkça rastlanmaktadır. Bu ilişki örüntüsü genellikle bağımlı bireylerin annelerinde ve eşlerinde daha çok görülmektedir. Kişinin kumar davranışını görmezden gelmek, durumu yeterince ciddiye almamak, kumar oynayabilmesi için bireye maddi kaynak sağlamak, kumar nedeniyle oluşan borçlarını devamlı olarak kapatmak ve kişinin bağımlılığı yüzünden aksattığı sorumlulukları onun yerine üstlenmek eş bağımlılığa işaret eden durumlardan bazılarıdır. Aile üyelerinin bağımlı bireyi kaybetmekten korktukları ya da onun içinde bulunduğu durumdan kendilerini sorumlu hissettikleri durumlarda eş bağımlılık gelişebilmektedir. Görünüşte iyi niyetli olsalar da eş bağımlı tutumlar, kişinin kumarın olumsuz sonuçlarıyla yüzleşmesini geciktirmekte ve tedaviye yönelme motivasyonunu zayıflatmaktadır. Zira kendi davranışının yol açtığı olumsuz sonuçların bedelini ödemeye hiç mecbur bırakılmayan bir kişi davranışını değiştirmeye de gerek duymayacaktır. Dolayısıyla, aile üyelerinin destekleyici olmak ile bağımlılığı dolaylı olarak beslemek arasındaki dengeyi kurmaları büyük önem taşımaktadır.
Aile üyelerine düşen en önemli sorumluluklardan biri, bağımlı bireyi kendi haline bırakmamak ama bunu yaparken neden olduğu olumsuz sonuçların sorumluluğunu da onun yerine bütünüyle üstlenmemektir. Eğer bağımlı birey kumar davranışı nedeniyle borç altına girmişse, öncelikle borcunu kendisinin ödemesi yönünde teşvik edilmelidir. Böyle bir imkân söz konusu değilse borcun bir miktarını kendisi ödemesi ve tedavi alması koşuluyla bireye maddi destek sağlanabilir. Bu süreçte, bireye temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği düzeyin üzerinde maddi destek verilmemesi de büyük önem taşımaktadır. Aile üyeleri, varsa mobil ve internet bankacılığı uygulamalarına ait şifrelerini de değiştirmelidir. Bağımlı bireyin, borçları veya aksattığı sorumlulukların bazı aile üyelerinden gizlenmesi yönündeki talepleri çok istisnai durumlar hariç kesinlikle kabul edilmemelidir. Bu tarz önlemler uygulanmadan önce bağımlı aile üyesine açıkça bilgi verilmeli ve onurunu zedelememeye özen göstererek bu önlemlerin onun iyileşme sürecine destek olmak amacıyla alındığı anlatılmalıdır.
Suçlayıcı Bir Dil Kullanmamak
Ailede bağımlı bir birey olduğunda, hem kişi hem aile üyeleri hem de aile düzeni bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Böyle bir tabloda sakin kalmak her zaman kolay olmasa da doğru iletişim teknikleri, karşı tarafın savunmaya geçmesini önleyerek tedaviye yönelmesini kolaylaştırabilir.
Bağımlı bireyle iletişim kurarken genelleyici ifadelerden kaçınılmalıdır. Örneğin “Sen her zaman böylesin.”, “Ailemiz için hep bir sorun kaynağı oldun.” veya “Ailemizi mahvettin.” gibi cümleler doğrudan bireyin kişiliğini hedef alan ve her durumda doğru olmayan söylemlerdir. Oysa, asıl değişmesi istenen bireyin kişiliği değil bağımlılık davranışıdır. Herhangi bir davranış değişikliğinin bireyin kişiliğini kötüleyerek gerçekleştirilmesi imkân dahilinde değildir. Neredeyse her insan, doğrudan kişiliğine yönelen suçlamalar karşısında savunma geliştirme eğilimindedir. Bu nedenle, bireyin kişiliğini hedef almak yerine kumar oynamasına yönelik duyulan endişeyi ve bu davranışının yol açtığı olumsuzlukları dile getirmek daha etkili bir yaklaşımdır. Mesela “Kumara harcadığın para yüzünden geçen ay elektrik faturamızı ödeyemedik.” veya “Kumar oynadığın için yaşadığın sorunlar bizi endişelendiriyor.” gibi spesifik örnekler genelleyici söylemlerden çok daha etkili olacaktır. Çünkü eğer uygun bir üslupla ifade edilirse, bu tarz söylemler kişinin direk olarak davranışının sonuçlarıyla yüzleşmesini sağlayacaktır.
Konuşmak İçin Doğru Yeri ve Zamanı Seçmek
Aile üyelerinin bireyle kumar bağımlılığı hakkında konuşmaları elbette önemlidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken en temel husus, bu konuşmaların ne zaman, nerede ve hangi koşullarda yapılacağıdır. Zira bu faktörler, hem aile üyeleri arasındaki iletişim hem de bağımlı bireyin tedavi süreci üzerinde doğrudan belirleyici olmaktadır.
Öncelikle, bu tür konuşmaların her iki tarafın da alkol veya madde etkisi altında olmadığı zamanlarda yapılması gerekmektedir. Çünkü bu tür durumlarda kişilerin algılama, dikkat, muhakeme ve dürtü kontrolü gibi bilişsel işlevleri geçici olarak bozulur. Bu da söylenenlerin doğru biçimde anlaşılmasını ve uygun şekilde değerlendirilmesini güçleştirir. Ayrıca alkol ya da madde etkisi altındaki bireyler daha kolay öfkelenebilirler ve savunmacı tepkiler göstermeye daha eğilimli olabilirler. Bireyin büyük finansal kayıplar yaşamasının hemen ardından yapılan konuşmalar da benzer tepkileri tetikleyebilir. Sonuç olarak böyle durumlarda yapıcı bir iletişim kurmak imkânsız hale gelir.
Bağımlı bireyle konuşmak için sakin, güvenli ve dikkat dağıtıcı unsurların bulunmadığı bir ortam tercih edilmelidir. Ayaküstü veya kalabalık bir ortamda yapılan konuşmalar iletişimin istenmeyen biçimlerde sonuçlanmasına neden olabilir. Ayrıca konuşmanın yapılacağı ortamda sadece bağımlı bireyin yakın hissettiği ve güven duyduğu kişilerin bulunmasına dikkat edilmelidir. Bununla birlikte, ortamda onu utandıracak ve mahcup hissettirecek hiç kimse olmamalıdır. Örneğin bağımlı birey bir babaysa bu konuşmalar kesinlikle çocuklarının yanında yapılmamalıdır. Uzak akrabaların ya da komşuların bulunduğu ortamlarda bu konuların gündeme getirilmesinden de kaçınılmalıdır.
Profesyonel Yardım Aramak
Kumar bağımlılığı, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bu yüzden bağımlı bireylerin tedaviye yönlendirilmeleri büyük önem arz etmektedir. Ayrıca ailenin tedavi sürecine katılımı da en az bağımlı bireyin tedavi alması kadar elzemdir. Araştırmalar, aileler sürece dahil olduğunda bağımlılık tedavilerinin daha etkili sonuçlar verdiğini göstermektedir. Bu nedenle aile üyeleri hem bağımlı birey hem de kendileri için uygun olan tedavi seçeneklerini değerlendirmelidir. Ülkemizde Yeşilay, kumar bağımlılığı alanında hem bağımlı bireylere hem de ailelerine profesyonel destek sağlayan başlıca kurumlardan biridir. Türkiye genelinde 81 ilde hizmet veren Yeşilay Danışmanlık Merkezlerine başvurarak ya da 115 numaralı danışmanlık hattını arayarak süreç hakkında detaylı bilgi alınabilir.
İntihar Riski ve Acil Durumlara Hazır Olmak
Maalesef, kumar bağımlıları arasında intihar düşüncesi ve girişimi oranları diğer tüm bağımlılık türlerinden daha yüksektir. Araştırmalar, kumar bağımlılarının yaklaşık yarısının intihar etmeyi düşündüğünü, beşte birinin ise intihar girişiminde bulunduğunu göstermektedir. Bu sebeple aile, bağımlı bireyin duygusal durumuna dair ipuçlarını iyi okumalı ve kişinin kendine zarar verme yönündeki söylemlerini mutlaka ciddiye almalıdır. ‘Artık yaşamak istemiyorum.’, ‘Her şey anlamsız.’ gibi söylemler önemli uyarı işaretleri olabilir.
Bireyin kendine zarar verme yönünde bir eğilimi olduğu fark edilirse aile üyeleri öncelikle sakin kalmalı, yargılayıcı ya da suçlayıcı bir dil kullanmadan bireyi dinlemelidir. Onunla temas halinde kalmak ve duygularını ifade etmesine alan tanımak koruyucu olabilir. Bireyin mümkün olduğunca tek başına kalmaması sağlanmalıdır. Bu tür durumlarda profesyonel destek almak kesinlikle geciktirilmemelidir. Ruh sağlığı uzmanlarından yardım istemek ya da acil durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurmak hayati önem taşımaktadır.
Sonuç
Kumar bağımlılığı, hem bağımlı birey hem de ailesi için zorlu ve yıpratıcı bir süreçtir. Ancak doğru bilgi, sağlıklı sınırlar, profesyonel destek ve karşılıklı anlayışla bu sürecin üstesinden gelmek mümkündür. Ailenin desteği bu sürecin olmazsa olmaz bir parçasıdır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir
Kadınlar ve Kumar Bağımlılığı: Cinsiyete Duyarlı Bir Yaklaşım Neden Gerekli?
Kumar Bağımlılığının Aile Üzerindeki Etkileri I: Duygusal İflas
Çevrimiçi Kumar: Dijitalleşen Bağımlılık
Sanal Kumar Bağımlılığını Önlemede Aile, Okul ve Devletin Rolü
Kumar Bağımlılığı – Sosyal Hizmet Uzmanı Merve DEMİRDÖVEN ve Nesrin ŞAHİN KEÇECİ